RSS
0

Je vais bien ne t'en fais pas....


Uzun bir aradan sonra yazmaya bu filmle devam etmek çok güzel olacak...

Yine yeniden izledim bu filmi. İzlemek geldi içimden gene ansızın, durduramadım. İnsan bir kere izleyince bir kere daha izleme ihtiyacı duyuyor sonra.

İkiz kardeşini arayan Lili'nin macerası kısaca. Mélanie Laurent'e bu filmde hayran olmamak elde değil, hastanedeki sahnelerde gerçekten yemek yememiş olmalı o derece gerçekci duruyor. Fransızları sevmem fazla ama Mélanie'nin yeri apayrı. Özellikle bu filmden sonra ben onu dünyadaki en iyi kadın oyunculardan biri sayıyorum, benimle birlikte Quantin Tarantino'da sayıyor olmalı ki Soysuzlar Çetesi'nde kendisine en önemli rollerden birini verdi.

Ama ben her izlediğimde, Mélanie Laurent'in etkisinden kurtulabilince ondan öte başka birine daha çok hayran oluyorum: Baba rolünü oynayan Kat Merad muhteşem bir oyunculuk sergilemiş aslında, izleyenleri karmaşık duygulara sürüklüyor, bisiklet sahnesinde Lili'yle konuştuktan sonra arkada kalınca yüzüne bakınca o anki duygularını insan sonuna kadar içinde hissediyor o nasıl bir mimiktir. Ve sonunda oyunculuğuna insanın ağzı açık kalıyor ister istemez. Filmi 2. kere sırf babanın mimiklerine, oyunculuğuna dikkat etmek için izlemek lazım. İşte o zaman anlaşılıyor oyunculuğunun büyüklüğü. Gerçi anneyi canlandıran Isabelle Renauld oyunculuğuda mükemmel ama Kad Merad çok daha ağır basıyor işte.

Bir filmin soundtracki nasıl bu kadar güzel olur, nasıl insanı etkiler bunun dersini de veriyor bu film. Kardeşimle aramızdaki şarkı oldu artık Lili. Ben ona söylüyorum tabii ki. Şarkının sözlerini ve klibini buradan vereyim de tam olsun.

Kısaca özellikle kardeşi olanların kesinlikle izlemesi gereken bir film, insana kardeşini ne kadar çok sevdiğini öyle bir gösteriyorki insana kendi bile inanamıyor. Zaten şarkıyı dinleyince filmi de izleme istediği doğuyor insanda otomatik olarak.



Lili,take another walk out of your fake world
Please put all the drugs out of your hand
You'll see that you can breath without not back up
Some much stuff you got to understand

For every step in any walk
Any town of any thought
I'll be your guide

For every street of any scene
Any place you've never been
I'll be your guide

Lili,you know there's still a place for people like us
The same blood runs in every hand
You see its not the wings that makes the angel
Just have to move the bats out of your head

For every step in any walk
Any town of any thought
I'll be your guide

For every street of any scene
Any place you've never been
I'll be your guide

Lili,easy as a kiss we'll find an answer
Put all your fears back in the shade
Don't become a ghost without no colour
Cause you're the best paint life ever made
Read more
0

Zafer Çocukları



Bu hafta sinemalara Zafer Çocukları diye bir film geldi. Konusu belki değişik gelmeyebilir: Bağımsızlıklarını kazanmaya çalışan Macarlar ve Macarların yenilmez diye tabir edilen Sutopu milli takımı. Sutopu yerine futbol konulsa klasik bir bağımsızlık ve spor filmi denebilir Pele'nin Sylvester Stallone'a oynadığı Victory gibi. Ama ben ilk defa bir spor olarak sutopunun konu alındığı bir film gördüm. Zaten Macarlar diyince benim aklıma direk sutopu takımı gelir ve onların bağımsızlık savaşıyla ilgili başka bir spor yapılsaydı büyük hata olurdu. Her insan yaptığı sporu daha çok sever, bu yüzden sutopu ben de apayrı bir yere sahip. Konuyu duyunca hemen gittim filme. Ve bence çok güzel bir film olmuş..

Macarların Sovyetlerden ayrılırken çektiklerini bize Macaristan sutopu milli takımının yıldızı Karcsi Szabó'nun gözünden anlatılmış. Szabó'nun nasıl bu bağımsızlık mücadelesine girdiği, çok sevdiği sutopu takımından ayrılmayı bu uğurda göze aldığı, daha sonra sözde bağımsızlık verilince takıma geri dönüp milli takımla Montreal olimpiyatlarına gittiği anlatılıyor filmde.



Sutopu maçlarında oyuncular hafiften amatörce oynuyorlar gibi -o zaman belki en üst seviye böyleydi bilemiyorum- bunun yanında maçlar sırasında en gerçekçi görüntüler su altında olanlar, ki bunda bence ya gerçek oyuncular kullanılarak çekilmiş ya da bir maçtan alıntı yapmışlar. Mayoların çekilmesi, tekmeleşme yumruklaşma hakem görmediği sürece (ki su altında olan bir olayı abartmadan yapınca genelde göremezler) sutopunda en doğal şeylerin başında geliyor ve bunu çok iyi yansıtmışlar.

Kısacası gidip görülmesi gereken bir film olmuş bence.
Read more
1

Looking For Eric



Film Ekimi'nde en merakla beklediğim, en sabırsızlandığım filmdi "Looking For Eric". Güzel, çok güzel olmasını bekliyordum da muhteşem olacağını tahmin etmiyordum. Futbol delisi Ken Loach çok güzel bir film çekmiş ve gerçekten bir futbol manyağının neler düşüneceğini çok iyi göstermiş.
,
Filmdeki gibi karizmasına hayran olduğunu birini seç deseler bana, ağzımdan çıkacak ismin ne olduğunu düşündüm filmden sonra. Eric Bishop nasılki Eric Cantona, King Eric, (ona göre) Best footballer of the world'u seçti ben de herhalde belki filminde etkisiyle Gheorghe Hagi'yi, Karpatların Maradonası, Commandate, Giga Hagi'yi seçerim dedim. Futbol işte böyle bir şey, kendini kaptırınca örnek aldığın, karizmasına hayran olduğun isimlerde bu lanet sporun içinden çıkıyor, filmdeki gibi ne Gandhi, ne Mendala ne de Frank Sinatra, kendimi Eric Bishop'un seçimine yakın görüyorum ben..

King Eric'in oynadığı filmin ya macera ya komedi ya da ikisinin karışımı birşey olmasını beklerdim ki yanılmadım bu konuda ikisinin karışımı bir film vardı sahnede. Özellikle Köftehor'un herşey için kitap getirmesi, getirmesinden de öte getirdiklerini okumuş olması apayrı bir olaydı, Psyco kitabını getirdiği an gülmekten ölecektim ben..

Belki film festivali seyircisinin hepsinin futbol meraklısı olmamasından güme giden bir kaç laf da vardı filmde. Aklımda en çok kalanı hayatla hep mücadele etmesini söylerken Cantona birkaç benzetmeden sonra "Rakibin sol ayağı güçlüyse her zaman sağından geçeceksin" dedi o zamana kadar ciddi giden benzer benzetmeler içinde kalan bu futbola endeksli benzetme tam yerindeydi ama biraz komik geldi bana hayatı futbola odaklamak açısından, herhalde benimle birlikte gülen az kişi vardır sinemada...

Unutamadığın futbol anı sahnesi bize asıl hayat derslerinden birini verdi, Eric Bishop Cantona'nın attığı golleri sayarken ve ben de unutamadığı anın bir gol olduğunu umarken Cantona ters köşeye yatırdı. Irwin'e verdiği bir gol pasının unutamadığı anı olduğunu ve bunun neden böyle olduğunu anlatırken hayatımızda arkadaşlarımızın, dostlarımızın ne kadar önemli olduğunu ve onlara güvenmemiz gerektiğini bize çok güzel anlattı.

Kısacası son zamanlarda izlediğim en güzel film, sinemalarda gösterime girmesini umut ediyorum artık böylece bir daha belki birkaç kere daha giderim.. DVDsi çıkar çıkmaz alırım.. Hayatta ne olursa olsun pes etmemek gerektiğini Eric Cantona'nın anlatımıyla bulamayız çünkü.

King Eric'e selamlar olsun... Bishop'u çalıştırdığın gibi bana da spor yaptırsan diyorum Florya Atatürk Orman Çiftliği'ne gideriz beraber ? Ya da ben kendi kahramanım Hagi'yle gideyim en iyisi.. Aha kendisi de buradaymış..
Read more
0

Looking For Eric

Film Ekimi'nin büyük ölçüde erkekler hitap eden tek filmi... Çok güzele benziyor, sadece 17 Ekim'de Emek'te oynayacak.. Kaçmaz...

"I'm not man... I'm Cantona!"

Read more