RSS
0

Galatasaray 4 - Diyarbakır 1


Uzun zaman sonra geri dönüş yazım olsun bu... Şu anda çok kızgınım bir haldeyim öyle bir maçtan çıktık ki Su savaşına dönen derbiden çok daha fazla zararı nasıl verebiliriz diye düşünüp bunda karar kılmış olmalı ultrAslan'ın elebaşları... Yukarıdaki resim aslında onlara verilen en güzel cevaptı...

Öncelikle maça kısaca gireyim: Baros coştu, takım iyi paslaştı tempo biraz düşük olsa da ama gene de iyilerdi benim sene başından beri görmek istediğim ilk 11 di sahadaki (kalede Ufuk olmalıydı aslında...)

Bugünü kara gün olarak geçiren olaylara gelelim asıl maçtan çok daha önemli bu çünkü... 3 tane maçta 1 puan almış olabiliriz ama bu bugün yaşanan rezaleti haklı yapmaz.

Maçtan önce takımı tribüne çağırmazsın, doğrudur...
5 dakika bağırmazsın, doğrudur...
Yazılan yeni tezahuratı 10 dakika bağırırsın, ne kadar söylenenler ağır olsa da doğrudur....

Ama takımın gol atınca ıslıklamak, yanlışların başlangıcı oldu. Sen bu takımın taraftarıysan o takım gol atınca sevineceksin kardeşim, bu mu senin sevgin? Hani aşkın renkleriydi? Ee o renklerdeki formayı ıslatan, o armayı taşıyan insanlar gol atınca ıslıklamak nedir biri bana açıklasın bakalım açıklayabiliyorsa?

O yeni yazılan tezahuratı 30 dakika yapamazsın, sen bu takımı baltalayamazsın bir kere.. Galatasaray'ın şampiyonluk şansı yok mu sanıyorsunuz siz? Bursa'nın berabere kaldığı bir gün, alınan 3 puan bu takımı tekrar şampiyonluk potasına soktu farkında mısınız? Bu futbolcular salak değil verilen tepkiyi çok iyi anlıyorlar bu yüzden abartmanın alemi yoktu.. Zaten numaralıdaki insanlardan biri olarak gereken tepkiyi elimizden geldiğince gösterdik bugün bu rezalette...

Jo alem yapıyormuş,parti yapıyormuş.. Kardeşim hangi devirde yaşıyoruz bana bunu açıklayın lütfen.. Siz cuma-cumartesi gece dışarı çıkabiliryosunuz di mi? Peki futbolcular insan değil mi, eğlenmeye hakları yok mı? Bu adam sizce klüpten izin almadan mı dışarı çıkıyor? Eğer öyleyse para cezası nerede? Yok di mi? İzin gününde dışarı çıkacak tabii ki adam, isterse parti verir, isterse gider 30 şişe şampanya açtırır, isterse harem kurar zevkini sürer.. Size ne? Jo'nun hayatından size ne? Jo bugün kendisine aşırı tepki gösteren taraftara rağmen oyuna girince elinden geleni yaptı, ıslıklar eşliğinde pres yaptı, pas yapmaya çalıştı oynamya çalıştı... Sen kendi oyuncunu böyle yuhlayamazsın...

Ama hataların en büyüğü neydi biliyor musunuz? Bu takımın kaptanını yuhlamak... Kaptanın ki ruhsuz denilen maçlarda sakat sakat oynamaya çalışıyordu oyundan çıkarken ıslıklamak düpedüz terbiyesizliğin en üst seviyesiydi.. Arda Turan'ı bugün bu taraftar kaybetti bunu bilsinler.. Bu çocuk hani ben Galatasaraylıyım diye bas bas bağıran çocuk sene sonunda yurtdışına gider artık... Hani hep diyordu ya ben Fenerbahçe forması giymem diye hah artık onu da giyebilir.. Hepsi sizin yüzünüzden, kendini bilmeyen bir avuç gerizekalı yüzünden... Bu gurur sizin...

merak ettiğim konu ultraslan Dünya üstündeki Ultras gruplarının felsefesiyle kurulmuştu... Peki o grupların kendini feshetme şartı vardır bilir misiniz? Bilmeyenler için söyleyeyim eğer bir Ultras grubu pankartını rakip tribüne kaptırırsa o grup kendini fesheder... Hatırlayalım o zaman 5-6 sene önceki bir Beşiktaş maçında ultrAslan'ın pankartını kaptırmasını... Hani kurulduğunuz felsefeye bağlılık... Koca bir yalansınız biliyorsunuz di mi?

Bugün bu rezalette parmağı olan kimse tribüne gelipte "iyi günde kötü günde", "yenilsende yensen de" diye bağırmasın, gördük biraz kötü günde yaptıklarınızı...

Son notumda yönetime: Siz ne aptal insanlarsınız? Taraftarı iyice galeyana getirmek için hoparlörlerden Taçsız Kral Metin Oktay'ı çalmak nedir bana açıklasanıza? Siz bu takımın arkasında filan değilsiniz bunu bugün gördük bu takımı baltalamak için elinizden geleni yaptınız sizde bugün.. Helal olsun....

Yeni tezahuratı değiştirip kendime göre rezalette parmağı olanlara söylüyorum ben:

Kimisi beleş bilet peşinde
Kimi karaborsa işinde
Galatasaraylılık inan yok hiçbirinde
Tutturmuşlar ruhta ruh diye

Havalimanında oyuncu karsilamak
İnan kaldi çok eski bir devirde
Bu takımın kaptanı yuhlanmaz bir kere
Haddini bileceksin sen önce
HADDİNİ BİLECEKSIN SEN ÖNCE!!!
Read more
0

Galatasaray 4 - Dinamo Bükreş 1



Ne yalan söyleyeyim maça gittiğim de aklım bu maçtan çok Pazar günkü maçtaydı. Rijkaard'a derbiyi düşünmüş olacak ilk 11de Hakan Balta, Baros, Arda ve Gökhan Zan yoktu. Yerlerine Caner, Nonda, Elano ve Mehmet Topal oynadı.

Golü bulana kadar pas çevirip pozisyona girmeye çalıştı Galatasaray kapanan rakibi karşısında, kalesinde pozisyon vermedi ilk dakikada gelişen atak dışında. Rakibini paslarla bunaltıp hata yapmaya zorladı, golü ne olursa olsun atacağının sinyalini verdi rakibine. Ama sanki biraz uzun sürdü golün gelmesi, 32. dakikada Kewell'in vuran olmazsa belki kaleyi tutsun gol olur ortasına Servet kaleciyi şaşırtan vurma feykiyle gole büyük katkı sağladı. Golden sonra Dinamo Bükreş defansı bırakıp saldırsam mı acaba dedi ama Galatasaray konsantrasyonundan birşey kaybetmeden oynamaya devam etti. 1. golle 2. gol arasında Galatasaray pozisyon bulmaya devam etti dağılmaya başlayan rakibi karşısında.



Sabri'nin Keita'dan öğrendiği birkaç hareket var, maç içinde bunları gördük biraz. En önemlisi çizgiye inermiş gibi yapıp içeri kat etmek ve arkadan gelen oyuncunun önünü açmak. 2. gol işte Sabri'nin bu öğrendiğini uygulamasıyla geldi. Keita'yı çok iyi kaçırdı Sabri, Keita'da öldürücü yere ortasını yaptı kaleci ve defans ön direktekilere odaklanmışken Keita gerilerden gelen Nonda'yı gördü, Anakonda ise maçı bitti sayan golü getirdi takıma.

İlk yarı 2-0 ile bittikten sonra 2. yarı bir nevi 3-0 başladı. Keita, ki kendisi Galatasaray'ın futboldaki hilesi gibi birşey top ne zaman ona gelse tehlike oluyor, muhteşem bir ortayla Nonda'ya 2. golü attırdı, Nonda topa değemeseydi arkada Kewell boşta topu bekliyordu. Bu golde Keita kadar önemli bir payada Mustafa Sarp sahip, topu orta alandan iyi getirip Keita'nın önüne güzel bir şekilde açtı ve ardından ön direğe koşup rakibi kendi üstüne çekti.

55. dakikada Keita yerini Aydın'a bırakınca herhalde başka gol atamayız iyice rölantiye alırlar artık oyunu diyordum. Ama Aydın kendi becerisiyle penaltıyı yarattı. Penaltı atışından önce Nonda ve Kewell kim atsın tartışması yapıyordu, Elano gidip ben atasam olur mu tarzı sorusuyla bu tartışmayı bitirdi ve penaltıyı, az daha kaleci kurtarıyordu, gole çevirdi.



Bu dakikadan itibaren takım oyunu iyice cıvıtmaya başladı. Golü yiyeceğimiz çok belliydi zaetn ve neyseki 1 tane yediğimizle kaldık. Bu cıvımanın boyutları o kadar büyükki kendi cezasahan içinde kalecinle defans oyuncuların rakiple 3-2 pas yapabiliyor, topu uzaklaştırma zahmetinde bulunmadan, kaptırsalar maç 4-2 olacak bir anda. Bunlara gerek yok, oyunumuza rölantide devam etsek belki 5-6 olacaktı ama rölantide oynamayı beceremiyoruz ya oynuyoruz ya da oynamıyoruz bunun bir arasını bulmak lazım.

Sabri ve Ayhan pazar günü derbide oynayacağından Uğur ve Barış'la değişti. Ayhan-Barış değişikliğinde kaptanlık pazu bandı Uğur'un kolunda kalınca gol atmış kadar sevindim, çok yakışıyor bu çocuğa kaptanlık o talihsiz sakatlığı geçirmeseydi belki de asıl kaptan o olacaktı.

Barış'ın son dakika şutundan sonra yedek kulübesinin yaptığı makara görülmeye değer ve başrolde ise Arda yok bu makarada, Keita başı çekiyor. Barış'ı ayakta alkışlamaya kalkarken yan gözle Rijkaard'ı süzmesi işin başka bir boyutu ..



Yeri gelmişken değineyim, bu maç Elano'nun en iyi oynadığı maçtı. Topu 50 metrelik mesafelere nokta atışıyla yolladı, rakip defansın ayarını bozdu. Çok koştu ve mücadele etti. Takıma uyum sorununu tamamen aşmak üzere ve artık milli maçlarda kalmadığına göre 2-3 maç sonra asıl Elano'yu sahalarda görmeye başlayacağız. O kadar güzel düşünüyor ve o kadar güzel öldürücü paslar atıyorki takdir etmemek mümkün değil. Maç 0-0ken Keita'ya muhteşem bir pas attı, Keita topu oraya atacağını düşünmemişti ve topu rakibe kaptırdık. Ama o pas Keita'nın da o kadar hoşuna gittiki 30 saniye boyunca sen var ya sen dercesine parmağıyla Elano'yu işaret edip gülüyordu.

Caner ise takıma yavaş yavaş alıştığını gösterdi bize, Hakan Balta'dan çok daha hızlı ve hücumda çok daha etkili. Biraz daha takıma ısınınca Hakan Balta artık stoper oynamaya başlayabilir bu takımda.



Ve son söz Sabri hakkında. Kendisiyle durmadan dalga geçen biriyim ve bu takımdan gitmesi gerektiğini düşünüyorDUM. Son maçlarda gösterdiği gelişme inanılmaz boyutlara ulaştı. Artık orta bile yapabiliyor, gereksiz şut çekmiyor, topu şişirmiyor ve en önemlisi ne hakemle ne de rakiple dalaşıyor. Bunda Keita'yla gösterdiği uyum ve antrenörünün Rijkaard olmasının payı çok yüksek. Ve ilk defa gol atmadığı bir maçta oyundan çıkarken tüm stat tarafından (ben dahil) ayakta alkışlandı. Aynen böyle Sabri bizi utandırmaya devam et ama maçta artık kimseye yüklenip rahatlayamıyorum olmadı bu...
Read more
0

Barcelona 1 - Rubin Kazan 2



Söz Galatasaray olunca benim için akan sular durur ve bu hep böyle devam edecek. Ama bana dünya üstünde 2. bir takım seç deseler belki de çoğu Galatasaraylı gibi bu benim için FC Barcelona olur. ( 3. takım ise Liverpool , bir gün Kop tribününde You'll never walk alone'u söyleyeceğim! )

Dün Barcelona - Rubin Kazan maçı vardı şampiyonlar liginde. D-Smartı olan şanslı azınlıktan biri olarak izledim maçı. Klasik Barcelona maçlarının istatistikleri vardı maç sonunda: Bol pas yapan , %72lik topa hakimiyetle oynayan bir Barcelona. Ama bu sefer gol bölgelerine gitmekte çok zorlandılar ve neredeyse gidemediler. Bunda Kazan'ın maçın başında Ryazantsev'in uzaktan bulduğu muhteşem golle defansa çekilip kapanmasının da büyük payı var. Barcelona bu sefer kapanan defansı açamadı, açamadıkça daha çok adamla ileri yüklendi ama yine de pozisyona giremedi.

2. yarıda İbrahimoviç çok zor pozisyonda neden Eto'o yerine alındığını gösteren bir golle durumu eşitledi. Ve bundan sonra Barcelona biraz sakinleşeceğine iyice rakibinin üstüne gelmeye başladı, burada çok büyük bir hata yaptılar ve cezayı kesen bir Türk, Gökdeniz Karadeniz oldu. Muhteşem bir kontra çıktı Kazan, Gökdeniz'de aldığı güzel pası muhteşem bir vuruşla gole çevirdi. Maçın sonlarında Gurban Berdiyev tespihiyle transa geçmiş dua ediyordu, sevdiği kuluymuş allah'ın duası tuttu son dakikadalarda toplar direklerden dönemye başladı. Barcelona şanssız gününde yenildi, Rubin Kazan'da şanslı gününde kazandı diyebiliriz.

Anlamadığım Guardiola 90+2 de oyuncu değiştirerek zamanı yiyerek ne yapmaya çalıştı? Rubin Kazan'ın yapması gerekeni kendisi yaptı değişik bir şekilde...

Bu maç bize Messi'nin tutuk olduğu günlerde Barcelona'nında üstünde bir tutukluk olduğunu gösteriyor gibiydi, geçen seneki durmadan pozisyona giren takımdan eser yoktu sahada. Bir an önce düzelirler diye ummaktan başka birşey gelmiyor elde.
Read more
0

Galatasaray 4 - Trabzon 3



Maçın sonucu daha farklı olabilirdi ama yenildiğimiz ve berabere bitecek her türlü sonuç için ne deneceği açıkca belli: Laubaliyetin bedeli...

Maça inanılmaz hızlı başladı Galatasaray, daha 5. dakikada 2 tane gol kaçmış haldeydi ve durmadan saldırmaya hazır bir haldeydi takım. Golün gelmesi de uzun sürmedi sayılır 23. dakika da Sabri'nin evet Sabri'nin ortasında Kewell, the wizard of Oz, düzeltip affetmediği noktadan golünü attı. Sabri'nin asıl olarak Baros'a yaptığı, klasik şekilde hedefini bulmayan ama entresan şekilde auta gitmeyen bu orta arka direkte Kewell'a geldi ve 1-0 öne geçtiğimiz gol oldu.

Golden sonrada sahada Galatasaray hakimiyeti vardı, top çevirip rakibini koşturan, pozisyon vermeyen ve saldıran bir Galatasaray.. Zaten bunun da sonucunda Keita'nın orta şut karışımı topunda Servet topu kaleye yollayınca fark 2'ye çıktı.. Bu golden sonrada oyunun hakimiyetini bırakmadı Galatasaray, Trabzon zaten maçtan kopmuş gibiydi. Saldırdık durmadan, çok gol kaçırdık 4-5 olabilecekken ilk yarı şutun defansa çarpıp rakibin önünde kalması sonucu 2-1 oldu skor ve takımlar bu havayla içeri gitti.




Trabzon bu golden sonra gaza gelecekti elbette ve belki de Galatasaray için de iyi olacaktı bu gol. Ama 2. yarı muhteşem bir laubalilikle başladı Galatasaray.. Bire birde adam geçebilen oyuncuların dışında (Keita, Arda, Kewell ve zaman zaman Baros) çalım sevdasına ve bencil oynamaya diğerleri de katıldı. Ayhan saçma çalımlarla ilerlemeye çalışıp pas vermeyi denemeye sevdasına girdi. Maçın ilk yarısında da aynısını deniyordu ama karşısında dirençli bir Trabzon yok. Halbuki 2-1den sonra çok daha dirençli oynayan rakip karşısında bu laubalilikle ve bencillikle oynamanın cezası çok ağır olurdu ki oluyordu da. Ayhan'ın topuk pası atmaya çalışmasıyla kaybedilen top dönüp Coleman'ın muhteşem şutuyla 2-2 yaptı skoru.

Galatasaray bu dakikadan sonra tam anlamıyla dağıldı, 2-3 pası bir araya getirememeye, saçma sapan hatalar yapmaya başladı belki de Mustafa Sarp'ın hatalı geri pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalan Serkan golü atsa maçı 4-3 Galatasaray değil Trabzon alacaktı. Tam 10 dakika süren bu buhrandan takımı Barış'ı oyuna alarak çıkardı Rijkaard.



Yorulan Kewell yerine Barış girince oyuna Galatasaray kendini toparladı ve üstündeki paniği attı. Ortasaha daha dirençlendi 3 tane mücadeleci adamla. Golde bu değişiklikten 3 dakika sonra geldi. Sağdan Keita'nın ortasını Baros bilinçli bir şekilde Arda'ya indirdi, büyük kaptanda tekrar öne geçirdi takımını. Hazırlanışı çok güzel bir goldü bu. Takım oynamak isteyince neler yapacağını gösterdi bize. Bu gole sevinmemiz tam bitmemişken Barış'ın taçtan aldığı topu çizgiye kadar güzel getirip yaptığı ortayı Baros tam zamanında olması gerektiği yerde olarak tamamladı ve fark tekrar 2ye çıktı.

Bu golden sonra maç gene koptu sandı Galatasaray, yavaş yavaş laubaliliğe tekrar başladı, bu sefer taraftarı da arkasına alarak. 75.dakikada Trabzon maçlarının klasikleşen tezahuratı horon tepme eşliğiyle Trabzon'a koymanın ne güzel olduğunu belirtmeye başlamıştı bile taraftarlar. Herkes maçı aldık havasına çok çabuk girdi. Laubalilik bu sefer değişik bir şekilde boy gösterdi. Baros 3-2 gidilen bir pozisyonda sağ taraftan yardıran Keita'ya atmak yerine Giray'ı çalımlamaya kalkıp topu kaptırdı mesela. Ama 2-1kenki ciddiyetsizlik yoktu takımda. Ama bir anlık konsantrasyon kaybı takımın ofsayt taktiğinin bozulup Coleman'ın 2. golü olarak döndü bize. Ve bu dakikadan sonra tam bir stres başladı herkeste. Neyseki maç böyle bitti de ezeli rakibimizin puan kaybettiği haftada biz de büyük bir saçmalık yapmadık.

Son olarak bu maçta ve bu sezonda gösterdiği performansla ayrı bir yorumu hakeden biri vardı sahada: Keita insan değilsin!!

Read more
0

Ankaragücü 3 - Galatasaray 0

Blogun ilk yazısının Galatasaray'ın mağlup olduğu bir maç hakkında olacak olması biraz garip geliyor insana...



Dünkü maç Galatasaray'ın bu sene gerçekten iyi olmadığı tek maçtı denebilir. Bol pas yaptılar gene ama sonuçsuz.. Arda son zamanlarda nereden geldiği belli olmayan bir egoistlik içinde oynuyor, pas verip kaptırmayı geçtim pas vermeyi düşünmüyor bile. Strum Graz maçında herkesin yerin dibine soktuğu ama bence çok koşan, mücadele eden ve golün asistini yapan Elano'da etkisiz kalınca son pasları atacak adam kalmadı ileriye.

Buna rağmen Galatasaray çok gol kaçırdı. Baros ve Nonda ikisi de aynı yerden aynı müsait pozisyonda topu auta yollama başarısını gösterdiler, ikisinden biri gününde olsaydı o pozisyonlar gol olurdu. Toptan yana şansımızda yoktu dün.



Hakeme değinmek gerekirse bu sene Galatasaray'ın maçını yöneten bir tane düzgün hakem gelmedi, dünkü hakemde bunlardan biriydi. Nonda'nın penaltısını vermedi deniyor ama benim aklımda kalan en önemli pozisyon Aydın'a çift dalındığı pozisyona devam demesiydi, çocuk yerde kaldı kalkamadı. Faulun yanında en azından sarı kart olan bir pozisyonda devam kararı çok komik oldu, bu pozisyon EPL'de olsa mücadelenin son derece sert geçtiği bu ligde bu tip hareketlere karşı hakemler son derece sert olduğundan kırmızı kart görebilirdi rakip oyuncu.

Sabri'nin yerine oynayan Uğur bana tabii ki Sabri'den daha fazla güven verdi. Gereksiz yere şut çekmeyen, orta yapmayan bir sağ bek izledik maç boyunca. Galatasaray'ın girdiği en tehlikeli pozisyonda Uğur-Aydın işbirliği vardı ve Uğur'un çektiği şut direkten söndü. Sabri olsaydı o pozisyona girebilir miydi bilmiyorum çünkü o çoktan daha uzaktan şut çekmiş olurdu.



Takımdaki herkesin yıldız olduğunu sanıp paslaşmayı unutması bu mağlubiyetin en büyük etkenlerinden biridir. Servet'in bile sağdan atıp soldan geçmeye çalıştığı başka bir maç yoktur herhalde. Bu bize ders olur herhalde. Rijkaard'ın futbol anlayışının temel noktası olan paslaşmaya ihanet eden takım cezasını çok büyük bir şekilde aldı dün. Artık takımdaki herkesin kafasına vura vura gösterir Rijkaard top insandan her zaman hızlı olduğunu.

Bunun yanında Ankaragücü ise tam bir takım kimliğindeydi, sahaya bizle berabera kalmak için değil yenmeye çıkmış bir takım görüntüsündeydi ama bunu 80. dakikaya kadar dinç kalarak gösterdi. Bunda bizimkilerin pas futboluna ihanetininde payı büyük. Bunun yanında Ankaragücü'nün belki de tek yıldız denecek adamı Ceyhun Eriş ise neredeyse hiç egoistlik yapmadan ama bazen fanteziye kaçacak şekilde paslı oynadı. Halbuki bizim bildiğimiz Ceyhun gördüğü yerden şut çekerdi baya büyük bir değişim vardı onda. Bu arada Darius Vassell'e ne oldu?



Maçın skorunun bu derece farklı olmasının tek bir açıklaması var o da Rijkaard'in dediği gibi takımın konsantrasyonun golü yedikten sonra dağılması. Yediğimiz 3. golde bu ayan beyan ortaya çıkıyor.

Herşeye rağmen her türlü sonuçtan ders çıkartacak bir teknik heyetimiz olduğu için çok şanslıyız. Trabzon maçında dersini almış bir takım izleriz herhalde.

Son olarak Mehmet Topal ve Arda bir an önce kendine gelmeli!!!
Read more