RSS
0

Hayatın anlamı Sarı-Kırmızı

Doğmadan belliydi benim Galatasaraylı olacağım. Sıkı Galatasaraylı bir babanın oğluyum ben. Ben doğmadan babam Fenerli anneme restini çekmiş, "Bu çocuk erkek olacak ve o Galatasaraylı olacak. Eğer bunu engelleyecek birşey yaparsan boşanma sebebi olur." diye. Önümde başka seçenek yoktu, babam başka takımı tutsaydı başka türlü olabilirdi herşey. Ama bu benim hayatımda herhalde yaptığım, benim için yapılan en büyük doğrulardan biri..

Galatasaray sevgisi o kadar içime işlemeye başlamıştı ki (babam sağolsun) çok küçük yaşlarda maçlara gitmye başladı. 5 yaşında gittiğim maçlarda bazen sıkılıp kapalının pütürlü sütunlarına sarı-kırmızı örgüyü atıp yüksekte kalmasını sağlayıp sonra zıplayıp onu alıyordum. Ama bu saçma oyunum gitti gide olmamaya başladı, futboldan anlamaya başladıkça maçları daha büyük heyecanla izlemeye başladım.



Prekazi'nin 30 metreden golünü attığı Monaco maçını bize gelen annem gibi deli Fenerli teyzem ve Galatasaraylı eniştemle izlemiştim. Babam stresten dışarı çıkmıştı ve Prekazi gol attığında evdeki herkes çıldırmıştı. Ben sevinirken yere düşmüş, eniştem eğilirken kafamı ezmişti ama benim canım hiç acımamıştı o gün ve kimsede bunun farkında değildi zaten.

4. sınıfı bitirdiğimde 1993-94 sezonunun son maçına şampiyonluk maçına gitmiştim onu hala hatırlarım. Galatasaray- Bursaspor maçı Ljun o maçta gol atmıştı, stadda gördüğüm ilk şampiyonluktu galiba o.

Ertesi sezon Anadolu Liselerine hazırlanırken ilk kez kombinem olmuştu, stres atmak için tüm maçlara gidiyordum. Galatasaray'ın şampiyonlar ligi maçları da vardı o ene ve maçtan önce dergi dağıtırlardı hep. Ve ben her maçta fazladan bir dergi bulup bu blogta da yazı yazacak olan benim gibi fanatikten öte Galatasaraylı en yakın ilkokul arkadaşıma götürürdüm fazlasını. Sadece Arif'in golüyle ilk galibiyetimizi aldığımız Barcelona maçında bulamamıştım fazla dergiyi, kendiminkini de zar zor bulmuştum, herkes dergilerini alıp saklamıştı herhalde. O sezondan beri babamla her sene kombinemizi alıp maçlara gittik, 15 sene bitmiş dile kolay, 16.sezonumuzdayız.



İçimdeki Galatasaray sevgisi ve babamında orada okumuş olması sayesinde Anadolu Lisesi sınavlarında tek bir hedefim vardı: Galatasaray Lisesi... İstanbul Erkek Lisesi'nin o dönem dershanesi çok meşhurdu ve iyiydi, haliyle ben de ona gidiyordum.. İlk derste sınıfa giren hoca hepiniz burayı mı kazanmak istiyorsunuz diye sorunca tüm sınıfın evetine tek başıma hayır demiştim. Hoca şok içinde gözlerini açıp sen nereye girmek istiyorsun dediğinde, kendimden emin Galatasaray Lisesi'ne girecem ben dedim.. Ve dediğimi de yaptım.. Bu hayatımda yaptığım en büyük doğruydu işte... Zaten her büyük doğrularımın içinde mutlaka bir yerden sarı-kırmızı birşey çıkıyor...

Lise hayatım boyunca Galatasaray gerçekten ne kadar büyük olduğunu daha da büyük bir sevgiyle bağlanarak gördüm. Galatasaraylılık denen kavramı ocağında öğrendim, şu anda isteseler onlar için öleceğim, istesem onlarında benim için aynı şeyi yapacağını bildiğim kardeşlerimi orada tanıdım. İçlerinde Fenerlisi de var Beşiktaşlısı da.



Kendimi bildim bileli bu takım, bu camia bana sayısız sevinç mutluluk yaşattı, en kötü anımda bu camianın bana kattığı insanlar yanımdaydı. bol şampiyonluklar gördüm: 16 dakika beklediğimiz, antrenörsüz şampiyon olduğumuz, 4 sene üst üste olanlar, 3. yıldıı taktığımız, Süper Kupa şampiyonluğu ve kim ne derse kesin en önemlisi, giderek hayatımdaki en büyük doğrulardan biri olan UEFA Kupası şampiyonluğu ve daha niceleri...

Bugünki maçtan sonra sonuç ne olursa olsun bu sevgim değişmeyecek, ne artacak ne azalacak. Ben Galatasaray'ı Fenerbahçe'yi yensin diye sevmedim zaten, ben bu renkleri gözüm kapalı ölümüne sevdim. Ve bu klüpten öğrendiğim birşey varsa o da önemli olan Türkiye'de ve ondan da ötesi Avrupa'da şampiyonluk kazanmaktır.

Ama rakibimiz için durum böyle değil her ne kadar kazanılamayan şampiyonluklardan sonra İslam Çupi'nin güzel sözünü kullansalarda onlar için önemli olan Galatasaray'ı yenmektir. Bu yüzden 9 senedir kazanamadığımız onlar için bu kadar önemli, o yüzden Fenerbahçe rekorları diye birşey var. Kendilerini biraz avutsunlar diye. Çünkü onlara göre fi tarihinde aldı Galatasaray UEFA Kupasını. Aldık kardeşim işte, o kupanın üstünde hala Türkiye'nin bayrağı ve Galatasaray'ın ismi var mı? Var.. Sana göre fi tarihinde tesadüfen kazanılmış o şampiyonluk Türk futbol tarihinin en büyük başarısı var mı ötesi? Yok..

Sonuçta bu akşam yensekte yenilsekte ben aynı sevgimle aynı deliliğimle Galatasaraylı olacağım. Yenersek mutlu, yenilirsek üzüleceğim.. Ama bu mutluluk ve üzüntü, tüm sezonu etkilemeyecek bilemedin 1 hafta sonra biter bunun etkisi tüm Galatasaraylılarda bu iş bu kadar basit...

Zaten ne diyoruz: BİZE HER SEVDADAN GERİYE KALAN SADECE GALATASARAY!!!!
Read more
0

Sabah'ın saçmalaması



Maç saati yaklaştıkça basındaki Galatasaray düşmanı grup kendini iyice belli etmeye başladı. Üstteki resme tıklanınca açılan sayfada Sabah'ın bugünkü muhteşem haberini okuyunca güne zinde başladım ben. İçimdeki sinir ve nefret açılmamı sağladı ama güne küfrederek başlamak kötü onu belirteyim. Rijkaard'ın rövanş maçıymış bu maç. Niye? Daum'dan önce Rijkaard'la anlaşılmışta sonra dan bu sözleşmeyi iptal etmişler.

Bu güzide basın organımıza -ki Sabah bugün itibariyle bu uydurma haberle organ olarak kıç bölgesini temsil ediyor- Rijkaard'ın geldiği ilk günkü röportajından cevabı kendi sitelerinden verelim:

Hollandalı Teknik Direktör Frank Rijkaard'ın menejeri Perry Overeem ise, bir soru üzerine, Türkiye'de Galatasaray dışında hiç bir kulüple görüşmediklerini, daha önce isimleri geçen Fenerbahçe ile de görüşmediklerini söyledi.

Perry Overeem, Fenerbahçe'den bir teklif gelmediğini de belirtirken Türkiye ve transferlerle ilgili bir soru üzerine ise, ''Türkiye'yi tanımayanlar olumsuz düşünüyor. Türkiye'de İstanbul'da çok önemli ve güzel bir ülke ve şehir. Transfer konusunda bir çalışmamız olmadı. Çünkü Rijkaard'ın transferi çok ani gelişti. Bu görüşmeler nedeniyle transfer konusu gündeme gelmedi. Ancak bundan sonra yoğun bir çalışma bizi bekliyor. Biz bugün Hollanda'ya dönüyoruz, önümüzdeki hafta içinde tekrar Türkiye'ye dönerek transfer çalışmalarına başlayacağız.'' dedi.


Bu yapılan ayıp hem de çok büyük ayıp!!!
Read more
0

Hürriyet'in saçmalaması



Sabri'nin eyvallah demesi... Sabri'ye denecek laf yokken tüm şimşekleri bu oyuncunun üste çekip derbi maçında Sabri'nin üstene oynatıp onu agresifleştirmeye çalıştırmaktan öte birşey değildir bu üstteki resme tıklanınca açılan haber. Bugünkü gazetede yarım sayfa olarak haberi yapılmıştı üstüne üstlük. Sabri oyundan çıkarken kendini alkışlayan taraftara eğlip teşekkür etmiştir bundan öte birşey değil. Herşeye at gözlükleriyle bakın ve hiç bir şeyi olumlu görmeyin. Galatasaray'ı nasıl yaralayabiliriz diye düşünürken kendinize yazık ediyosunuz, bu kadar zorlamayın bazı şeyleri artık..

Sabri'nin bu haberlere, maçta gelecek küfürlere kulağını tıkaması lazım, ne kadar değiştiği asıl pazar günü göreceğiz.
Read more
0

Galatasaray 4 - Dinamo Bükreş 1



Ne yalan söyleyeyim maça gittiğim de aklım bu maçtan çok Pazar günkü maçtaydı. Rijkaard'a derbiyi düşünmüş olacak ilk 11de Hakan Balta, Baros, Arda ve Gökhan Zan yoktu. Yerlerine Caner, Nonda, Elano ve Mehmet Topal oynadı.

Golü bulana kadar pas çevirip pozisyona girmeye çalıştı Galatasaray kapanan rakibi karşısında, kalesinde pozisyon vermedi ilk dakikada gelişen atak dışında. Rakibini paslarla bunaltıp hata yapmaya zorladı, golü ne olursa olsun atacağının sinyalini verdi rakibine. Ama sanki biraz uzun sürdü golün gelmesi, 32. dakikada Kewell'in vuran olmazsa belki kaleyi tutsun gol olur ortasına Servet kaleciyi şaşırtan vurma feykiyle gole büyük katkı sağladı. Golden sonra Dinamo Bükreş defansı bırakıp saldırsam mı acaba dedi ama Galatasaray konsantrasyonundan birşey kaybetmeden oynamaya devam etti. 1. golle 2. gol arasında Galatasaray pozisyon bulmaya devam etti dağılmaya başlayan rakibi karşısında.



Sabri'nin Keita'dan öğrendiği birkaç hareket var, maç içinde bunları gördük biraz. En önemlisi çizgiye inermiş gibi yapıp içeri kat etmek ve arkadan gelen oyuncunun önünü açmak. 2. gol işte Sabri'nin bu öğrendiğini uygulamasıyla geldi. Keita'yı çok iyi kaçırdı Sabri, Keita'da öldürücü yere ortasını yaptı kaleci ve defans ön direktekilere odaklanmışken Keita gerilerden gelen Nonda'yı gördü, Anakonda ise maçı bitti sayan golü getirdi takıma.

İlk yarı 2-0 ile bittikten sonra 2. yarı bir nevi 3-0 başladı. Keita, ki kendisi Galatasaray'ın futboldaki hilesi gibi birşey top ne zaman ona gelse tehlike oluyor, muhteşem bir ortayla Nonda'ya 2. golü attırdı, Nonda topa değemeseydi arkada Kewell boşta topu bekliyordu. Bu golde Keita kadar önemli bir payada Mustafa Sarp sahip, topu orta alandan iyi getirip Keita'nın önüne güzel bir şekilde açtı ve ardından ön direğe koşup rakibi kendi üstüne çekti.

55. dakikada Keita yerini Aydın'a bırakınca herhalde başka gol atamayız iyice rölantiye alırlar artık oyunu diyordum. Ama Aydın kendi becerisiyle penaltıyı yarattı. Penaltı atışından önce Nonda ve Kewell kim atsın tartışması yapıyordu, Elano gidip ben atasam olur mu tarzı sorusuyla bu tartışmayı bitirdi ve penaltıyı, az daha kaleci kurtarıyordu, gole çevirdi.



Bu dakikadan itibaren takım oyunu iyice cıvıtmaya başladı. Golü yiyeceğimiz çok belliydi zaetn ve neyseki 1 tane yediğimizle kaldık. Bu cıvımanın boyutları o kadar büyükki kendi cezasahan içinde kalecinle defans oyuncuların rakiple 3-2 pas yapabiliyor, topu uzaklaştırma zahmetinde bulunmadan, kaptırsalar maç 4-2 olacak bir anda. Bunlara gerek yok, oyunumuza rölantide devam etsek belki 5-6 olacaktı ama rölantide oynamayı beceremiyoruz ya oynuyoruz ya da oynamıyoruz bunun bir arasını bulmak lazım.

Sabri ve Ayhan pazar günü derbide oynayacağından Uğur ve Barış'la değişti. Ayhan-Barış değişikliğinde kaptanlık pazu bandı Uğur'un kolunda kalınca gol atmış kadar sevindim, çok yakışıyor bu çocuğa kaptanlık o talihsiz sakatlığı geçirmeseydi belki de asıl kaptan o olacaktı.

Barış'ın son dakika şutundan sonra yedek kulübesinin yaptığı makara görülmeye değer ve başrolde ise Arda yok bu makarada, Keita başı çekiyor. Barış'ı ayakta alkışlamaya kalkarken yan gözle Rijkaard'ı süzmesi işin başka bir boyutu ..



Yeri gelmişken değineyim, bu maç Elano'nun en iyi oynadığı maçtı. Topu 50 metrelik mesafelere nokta atışıyla yolladı, rakip defansın ayarını bozdu. Çok koştu ve mücadele etti. Takıma uyum sorununu tamamen aşmak üzere ve artık milli maçlarda kalmadığına göre 2-3 maç sonra asıl Elano'yu sahalarda görmeye başlayacağız. O kadar güzel düşünüyor ve o kadar güzel öldürücü paslar atıyorki takdir etmemek mümkün değil. Maç 0-0ken Keita'ya muhteşem bir pas attı, Keita topu oraya atacağını düşünmemişti ve topu rakibe kaptırdık. Ama o pas Keita'nın da o kadar hoşuna gittiki 30 saniye boyunca sen var ya sen dercesine parmağıyla Elano'yu işaret edip gülüyordu.

Caner ise takıma yavaş yavaş alıştığını gösterdi bize, Hakan Balta'dan çok daha hızlı ve hücumda çok daha etkili. Biraz daha takıma ısınınca Hakan Balta artık stoper oynamaya başlayabilir bu takımda.



Ve son söz Sabri hakkında. Kendisiyle durmadan dalga geçen biriyim ve bu takımdan gitmesi gerektiğini düşünüyorDUM. Son maçlarda gösterdiği gelişme inanılmaz boyutlara ulaştı. Artık orta bile yapabiliyor, gereksiz şut çekmiyor, topu şişirmiyor ve en önemlisi ne hakemle ne de rakiple dalaşıyor. Bunda Keita'yla gösterdiği uyum ve antrenörünün Rijkaard olmasının payı çok yüksek. Ve ilk defa gol atmadığı bir maçta oyundan çıkarken tüm stat tarafından (ben dahil) ayakta alkışlandı. Aynen böyle Sabri bizi utandırmaya devam et ama maçta artık kimseye yüklenip rahatlayamıyorum olmadı bu...
Read more
0

Derbiye en tarafsız hakem!!!



Bu mudur yapabileceğiniz en büyük atama? Geçen sene kupa finalinde Bünyamin Gezer'in Fenerbahçe'ye verdiği Guiza'nın bile şaşırdığı beleş penaltı hala akıllarda. Üstüne üstlük bu senenin ilk maçında oyundan çıkan Arda'ya kalenin arkasından çıkıp soyunma odasına direk söyleyip yeni bir kural yaratıp bunu takmayan Arda'ya sarı kartını gösterdiği de hala akıllarda. Bu mudur bu maçın hakemi? Lugano'nun kırmızı kart görmeyeci artık kesinleşti...

Son derbilerde en iyi en hatasız yönetimi Cüneyt Çakır göstermişti bana göre Gökhan Gönül'ü attığı o kupa finalinde. Gökhan'ı haksız yere attı diyenler olacaktır ama olayın aslını hakem gibi taraftarlar gibi herkes gördü, bunu itiraf edin kendinize artık: Top toplayıcıdan ıslarla yedek topu isteyen Gökhan Gönül'ün bu istediğine durmadan saha içindeki topu gösterip atmayan top toplayıcının sonunda topu attığı anda Gökhan'ın eğilip topun oyun alınına girmesini sağlaması hakemi aldatıp zamandan çalmak değil midir? Ben söyleyeyim en kralıdır, sarı kartın varsa bu 2. sarı karttan kırmızı gerektirir. Ee Cüneyt Çakır doğru karar verdi diye, asılmadı mı? Asıldı.. Fenerbahçe maçlarına verilmiyor artık... Bu mu tarafsız federasyon?

Eyyamcı bir hakemin verildiği bu derbide, hakemi de yeneceğiz!! Bünyamin geçen seneki kupa maçında olduğu gibi gönül rahatlığıyla saçma sapan penaltı verebilir artık...
Read more
0

Zafer Çocukları



Bu hafta sinemalara Zafer Çocukları diye bir film geldi. Konusu belki değişik gelmeyebilir: Bağımsızlıklarını kazanmaya çalışan Macarlar ve Macarların yenilmez diye tabir edilen Sutopu milli takımı. Sutopu yerine futbol konulsa klasik bir bağımsızlık ve spor filmi denebilir Pele'nin Sylvester Stallone'a oynadığı Victory gibi. Ama ben ilk defa bir spor olarak sutopunun konu alındığı bir film gördüm. Zaten Macarlar diyince benim aklıma direk sutopu takımı gelir ve onların bağımsızlık savaşıyla ilgili başka bir spor yapılsaydı büyük hata olurdu. Her insan yaptığı sporu daha çok sever, bu yüzden sutopu ben de apayrı bir yere sahip. Konuyu duyunca hemen gittim filme. Ve bence çok güzel bir film olmuş..

Macarların Sovyetlerden ayrılırken çektiklerini bize Macaristan sutopu milli takımının yıldızı Karcsi Szabó'nun gözünden anlatılmış. Szabó'nun nasıl bu bağımsızlık mücadelesine girdiği, çok sevdiği sutopu takımından ayrılmayı bu uğurda göze aldığı, daha sonra sözde bağımsızlık verilince takıma geri dönüp milli takımla Montreal olimpiyatlarına gittiği anlatılıyor filmde.



Sutopu maçlarında oyuncular hafiften amatörce oynuyorlar gibi -o zaman belki en üst seviye böyleydi bilemiyorum- bunun yanında maçlar sırasında en gerçekçi görüntüler su altında olanlar, ki bunda bence ya gerçek oyuncular kullanılarak çekilmiş ya da bir maçtan alıntı yapmışlar. Mayoların çekilmesi, tekmeleşme yumruklaşma hakem görmediği sürece (ki su altında olan bir olayı abartmadan yapınca genelde göremezler) sutopunda en doğal şeylerin başında geliyor ve bunu çok iyi yansıtmışlar.

Kısacası gidip görülmesi gereken bir film olmuş bence.
Read more
0

Barcelona 1 - Rubin Kazan 2



Söz Galatasaray olunca benim için akan sular durur ve bu hep böyle devam edecek. Ama bana dünya üstünde 2. bir takım seç deseler belki de çoğu Galatasaraylı gibi bu benim için FC Barcelona olur. ( 3. takım ise Liverpool , bir gün Kop tribününde You'll never walk alone'u söyleyeceğim! )

Dün Barcelona - Rubin Kazan maçı vardı şampiyonlar liginde. D-Smartı olan şanslı azınlıktan biri olarak izledim maçı. Klasik Barcelona maçlarının istatistikleri vardı maç sonunda: Bol pas yapan , %72lik topa hakimiyetle oynayan bir Barcelona. Ama bu sefer gol bölgelerine gitmekte çok zorlandılar ve neredeyse gidemediler. Bunda Kazan'ın maçın başında Ryazantsev'in uzaktan bulduğu muhteşem golle defansa çekilip kapanmasının da büyük payı var. Barcelona bu sefer kapanan defansı açamadı, açamadıkça daha çok adamla ileri yüklendi ama yine de pozisyona giremedi.

2. yarıda İbrahimoviç çok zor pozisyonda neden Eto'o yerine alındığını gösteren bir golle durumu eşitledi. Ve bundan sonra Barcelona biraz sakinleşeceğine iyice rakibinin üstüne gelmeye başladı, burada çok büyük bir hata yaptılar ve cezayı kesen bir Türk, Gökdeniz Karadeniz oldu. Muhteşem bir kontra çıktı Kazan, Gökdeniz'de aldığı güzel pası muhteşem bir vuruşla gole çevirdi. Maçın sonlarında Gurban Berdiyev tespihiyle transa geçmiş dua ediyordu, sevdiği kuluymuş allah'ın duası tuttu son dakikadalarda toplar direklerden dönemye başladı. Barcelona şanssız gününde yenildi, Rubin Kazan'da şanslı gününde kazandı diyebiliriz.

Anlamadığım Guardiola 90+2 de oyuncu değiştirerek zamanı yiyerek ne yapmaya çalıştı? Rubin Kazan'ın yapması gerekeni kendisi yaptı değişik bir şekilde...

Bu maç bize Messi'nin tutuk olduğu günlerde Barcelona'nında üstünde bir tutukluk olduğunu gösteriyor gibiydi, geçen seneki durmadan pozisyona giren takımdan eser yoktu sahada. Bir an önce düzelirler diye ummaktan başka birşey gelmiyor elde.
Read more
0

Rijkaard bu lige fazla



Galatasaray'ın başına kim gelir sorusuna cevap verirken benim aklıma hiç gelmedi bu kıvırcık saçlı. İmkansız gözüküyordu gelmesi benim gözümde ama geldi, kimsenin beklemediği bir anda geldi hem de. Türkiye'de görülmemişi deniyor şimdi ve Galatasaray'a total futbol oynatmayı, bu sistemi ezberletmeyi ve takımı otomatik bir hale getirmiş şekilde oynatmaya çalışıyor. Takım Rijkaard'ın istediklerini yaptığında çok rahat gol pozisyonlarına girip gol buluyor. Yaptığı değişikliklerin bence yerinde olması oyunu ne kadar iyi okuduğunun göstergesi. Peki muhteşem basınımızın 2 olağanüstü yazarı, kaleminin Rijkaard'ı nasıl eleştirdiğine bakalım birazda bu maçtan sonra:



İlki hakemden bozma spor yazarı Ahmet Çakar. Rijkaard'ın kazağına, gömleğine takmış böyle giyinmemeli Galatasaray'ın teknik direktörü deme başarısını göstermiş. Eleştirebileceği başka birşey bulamadığından olsa gerek Rijkaard'ın kazağı giyinişi kendisine feci batmış. Biz daha kendisinden bikini sözünü tutmasını bekliyorduk. Olmadı!



Diğeri ise alışagelmiş şekilde HINÇ-al Uluç. Galatasaray'ın galibiyetini Rijkaard'a rağmen kazanıldığını, Hollandalının ne yapmak istediğini anlamadığını, oyunu okuyamadığını, Barış'ın Kewell'ın yerine girmesinin ne kadar yanlış olduğunu yazmış muhteşem futbol düşünürü. Anlamadığım aynı maçımı izliyoruz biz bununla? Galatasaray git gide total futbola yakın bir oyun sergilemeye başladı. Ve bu Rijkaard sayesinde. Buna rağmen kazanılan her maçtan sonra Rijkaard'a rağmen, kaybedilen her puandan sonra Rijkaard yüzünden yazabiliyor sevgili HU. Ne diyebilirim ki ben bu düşünceye? Aynen devam ...

Kazağıyla, giyimiyle, futbol düşüncesiyle fazladır Rijkaard.. Gerçi Mustafa Denizli'yle kıyaslanmaz bile çünkü Denizli kat be kat iyidir ondan (HU'nun görüşü)..

Dünkü maçta açılan pankartla bu 2 spor yazarına cevap veriyor zaten Galatasaray taraftarı:
"Dalkavukların yazdıklarına bakma, taraftar daima arkanda!!!"
Read more
0

Gheorghe Hagi


Uzun zamandan beri Ali Sami Yen'de en özlediğim tezahuratı duydum bugün. Ne bağırırdık "I love you Hagi!" diye... Hala da bağırıyoruz ki daima bağırıcam ben bu adamı, efsaneyi her gördüğümde. Numaralıda kafalar çevrildiğinde kim gelmiş diye bakınca, onun suratını görünce içimi öyle bir mutluluk kapladı ki tarif edilemez..

Büyüksün ve muhteşemsin be Hagi'm daima da öyle kalacaksın!!!

Maçtan sonra Alex'le karşılaştırılmasına bence kendine yakışan cevabı verip gereken yerlere kapağı yollamıştır:
"Beni mi Alex'le kıyaslıyorlar yoksa Alex'i mi benimle kıyaslıyorlar?"
Çok ince birgönderme içeren bu laf aslında herşeyi anlatıyor.
Read more
0

Galatasaray 4 - Trabzon 3



Maçın sonucu daha farklı olabilirdi ama yenildiğimiz ve berabere bitecek her türlü sonuç için ne deneceği açıkca belli: Laubaliyetin bedeli...

Maça inanılmaz hızlı başladı Galatasaray, daha 5. dakikada 2 tane gol kaçmış haldeydi ve durmadan saldırmaya hazır bir haldeydi takım. Golün gelmesi de uzun sürmedi sayılır 23. dakika da Sabri'nin evet Sabri'nin ortasında Kewell, the wizard of Oz, düzeltip affetmediği noktadan golünü attı. Sabri'nin asıl olarak Baros'a yaptığı, klasik şekilde hedefini bulmayan ama entresan şekilde auta gitmeyen bu orta arka direkte Kewell'a geldi ve 1-0 öne geçtiğimiz gol oldu.

Golden sonrada sahada Galatasaray hakimiyeti vardı, top çevirip rakibini koşturan, pozisyon vermeyen ve saldıran bir Galatasaray.. Zaten bunun da sonucunda Keita'nın orta şut karışımı topunda Servet topu kaleye yollayınca fark 2'ye çıktı.. Bu golden sonrada oyunun hakimiyetini bırakmadı Galatasaray, Trabzon zaten maçtan kopmuş gibiydi. Saldırdık durmadan, çok gol kaçırdık 4-5 olabilecekken ilk yarı şutun defansa çarpıp rakibin önünde kalması sonucu 2-1 oldu skor ve takımlar bu havayla içeri gitti.




Trabzon bu golden sonra gaza gelecekti elbette ve belki de Galatasaray için de iyi olacaktı bu gol. Ama 2. yarı muhteşem bir laubalilikle başladı Galatasaray.. Bire birde adam geçebilen oyuncuların dışında (Keita, Arda, Kewell ve zaman zaman Baros) çalım sevdasına ve bencil oynamaya diğerleri de katıldı. Ayhan saçma çalımlarla ilerlemeye çalışıp pas vermeyi denemeye sevdasına girdi. Maçın ilk yarısında da aynısını deniyordu ama karşısında dirençli bir Trabzon yok. Halbuki 2-1den sonra çok daha dirençli oynayan rakip karşısında bu laubalilikle ve bencillikle oynamanın cezası çok ağır olurdu ki oluyordu da. Ayhan'ın topuk pası atmaya çalışmasıyla kaybedilen top dönüp Coleman'ın muhteşem şutuyla 2-2 yaptı skoru.

Galatasaray bu dakikadan sonra tam anlamıyla dağıldı, 2-3 pası bir araya getirememeye, saçma sapan hatalar yapmaya başladı belki de Mustafa Sarp'ın hatalı geri pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalan Serkan golü atsa maçı 4-3 Galatasaray değil Trabzon alacaktı. Tam 10 dakika süren bu buhrandan takımı Barış'ı oyuna alarak çıkardı Rijkaard.



Yorulan Kewell yerine Barış girince oyuna Galatasaray kendini toparladı ve üstündeki paniği attı. Ortasaha daha dirençlendi 3 tane mücadeleci adamla. Golde bu değişiklikten 3 dakika sonra geldi. Sağdan Keita'nın ortasını Baros bilinçli bir şekilde Arda'ya indirdi, büyük kaptanda tekrar öne geçirdi takımını. Hazırlanışı çok güzel bir goldü bu. Takım oynamak isteyince neler yapacağını gösterdi bize. Bu gole sevinmemiz tam bitmemişken Barış'ın taçtan aldığı topu çizgiye kadar güzel getirip yaptığı ortayı Baros tam zamanında olması gerektiği yerde olarak tamamladı ve fark tekrar 2ye çıktı.

Bu golden sonra maç gene koptu sandı Galatasaray, yavaş yavaş laubaliliğe tekrar başladı, bu sefer taraftarı da arkasına alarak. 75.dakikada Trabzon maçlarının klasikleşen tezahuratı horon tepme eşliğiyle Trabzon'a koymanın ne güzel olduğunu belirtmeye başlamıştı bile taraftarlar. Herkes maçı aldık havasına çok çabuk girdi. Laubalilik bu sefer değişik bir şekilde boy gösterdi. Baros 3-2 gidilen bir pozisyonda sağ taraftan yardıran Keita'ya atmak yerine Giray'ı çalımlamaya kalkıp topu kaptırdı mesela. Ama 2-1kenki ciddiyetsizlik yoktu takımda. Ama bir anlık konsantrasyon kaybı takımın ofsayt taktiğinin bozulup Coleman'ın 2. golü olarak döndü bize. Ve bu dakikadan sonra tam bir stres başladı herkeste. Neyseki maç böyle bitti de ezeli rakibimizin puan kaybettiği haftada biz de büyük bir saçmalık yapmadık.

Son olarak bu maçta ve bu sezonda gösterdiği performansla ayrı bir yorumu hakeden biri vardı sahada: Keita insan değilsin!!

Read more