RSS
0

Hürriyet Alma - Aldırma!



Bir gazete düşünün Türkiye'nin en çok okunan gazetesi olsun. Bu gazetenin genel yayın yönetmeninin sırf damadı diye birinin burada önce spor yazarı sonra da spor müdür olduğunu düşünün. ve bu spor müdürünün tarafsızlıkla övünen bu gazetede çalışırken bir derbi maçı sonrası bir programda alenen ezeli rakibine küfür ediyor..

Bu gazete Hürriyet, bu dallama da tahmin edileceği gibi Ercan Saatçi... 2 sene önce Nonda'nın golüyle Ali Sami Yen'de aldığımız maçtan sonra ne diyeceğini bilemediğinden Galatasaray taraftarının yaptığı gösteriyi terör örgütü bayrağına benzeten bu şerefsiz, spor müdürü olduktan sonra durulacağına iyice azıtmış halde. Konunun müzik olduğu bir fbtv programında Metin Özülkü'nün spora dönelim birazda diyince verdiği ilk tepki "nasıl ...tik Galatasaray'ı" oluyorsa ben o gazetenin spor müdürünün bu halini gördükten sonra o gazetenin tarafsızlığına inanmam be ne o gazeteyi alırım ne de aldırırım..

Ercan ben sana damat olamazsın demedim adam olamazsın dedim. Bu arada Metin Özülkü'nün gerçek yüzünü gördüğümüz çok iyi oldu. Şu aralar tek dileğim sokakta Ercan Saatçi'ye rastlamak...
Read more
1

PES 2010 vs. FIFA 2010

Önce daha popüler olandan PES 2010'dan başlamak gerek. Geçen seneki oyundan biraz daha zor bir oyun olmuş bana göre. Topu Messi'ye, Eto'o'ya atıp deliler gibi koşup bir kaç feykle adam geçip ya da duvar pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalıp gol atma devri bitmiş. Kimle oynarsanız oynayın illa defanstan birine top kaptırıyorsunuz herkesi geçmeye çalışırken, bu yüzden günümüz futboluna uygun olarak paslı oynamak zorunda kalıyor insan. Tek sorun adam geçememe konusunu biraz abartmışlar, gerçek hayatta insanüstü bir varlık olan Messi bu oyunda insan olarak yapılmış ve genelde defans oyuncularını geçemeyen bir yapıya bürünmüş (en zor seviyeden bahsediyorum). Karşı karşıya kalınca gol atmak çok zorlaşmış, aşırtmayı atmak zordu zaten, şutları genelde kaleciler çıkartıyor, eskisi gibi kaleciyi çalımlamaya kalkınca da defans gelip topu sizden alabiliyor. Ben bu yüzden hep geriden gelen adama pası verip boş kaleye atmaya çalışıyorum en azından gol olma şansı daha artıyor. Kalecileri iyi yapalım derken abartmışlar ama.. Bazı durumlarda diğer köşede olan kaleci ters köşeye inanılmaz bir şekilde uçup topu çıkartabiliyor siz gol olduğunu zannederken. Penaltı atışları ise apayrı bir olay olmuş, nasıl atılacağını çözdüm ama gerçek onu da çok zorlaştırmışlar, eğer elin ayarı kaçarsa penaltı atışlarında 5 penaltının 5ini de dışarı atmak çok mümkün. Taktik bölüü çok güzel ve detaylı olmuş, biraz daha abartsalardı Footbal Manager statüsüne erişebileceklermiş. Herşeye rağmen geçen seneden çok daha iyi bir PES var karşımızda. Ama bu sefer karşısında geçen senekinden çok daha güçlü bir FIFA 2010 var.

FIFA geçen sene de çok güzel bir oyun yapmıştı ama PES 2009 popülerliğini kullanıp daha çok tercih edilmişti, ben FIFA 2009'u geçen sene daha çok beğenmeme rağmen bu popülerliğe kapılıp sadece PES 2009 oynarken buldum kendimi. Bu sene ise PES 2010'dan bence çok çok daha iyi bir FIFA 2010 var karşımızda. Zorluk olarak rakibinden çok daha zor bir oyun olmuş orası kesin. Daha en üst seviyede oynamaya başlayamadım FIFA'da ama PES'te 2. alışma maçı sonrası en üst seviyede oynayıp maç başına 3-4-5 gol atmaya başladım desem aradaki farkı daha iyi anlar insan. FIFA'daki en güzel olay kullanılmayan sağ analog tuşlarını özel hareketler için ayırmış olması, L2'ye basarak bu analogu hareket ettirdiğimizde günümüz futbolcularının yaptığı çalım hareketlerini yapabilirmek çok güzel oluyor. PES'teki gibi koşarak adam geçmek burada da mümkün olamasa da bu çalım hareketlerini düzgün kullanarak 3 kişiyi geçebiliyor insan bu da oyunu daha gerçekçi kılıyor aslında. Ama bunda da paslı oynamak çok daha önemli herşeyden öte. Paslı oynanınca rakip topu kapamıyor ve bir anda gollük pozisyona girebiliyor takım. Ama çalım atmaya kalkışınca genelde rakip topu kapabiliyor, her ne kadar o çalım varyasyonları olsa da. 2 senedir FIFA'nın PES'ten ayrılan bir kaç özelliği var: Gol atınca gol sevinçlerini PES'te edit modundan ayaramanız gerekiyor ya da 80 küsür sevinç birini rastgele yapıyor ama FIFA'da kendiniz o an ne isterseniz yapabiliyorsunuz, 80 küsür sevinç olmasada bu çok hoşuma giden bir özellik. Şöyle örnek vereyim, kendi fantazim bir golden sonra Galatasaray tribünlerini önce şişt yaparak susturarak sonra kollarımı sallayarak üçlü çektirmeye başlıyor, daha sonra insanları çoşturmak için 2 elimi aşağıdan yukarı kaldırarak hadi daha yüksek daha yüksek moduna geçiyorum. Tam büyük bir fantazi ama yapabiliyorum ben bunu bu oyunda yapınca da iyice gaza gelip kendimde üçlü çekiyorum (evet manyağım). Fifa'nın Pes'te olmayan diğer özelliği takımların güncel form durumunu, oyuncuların sakatlık durumları istenirse internetten alınıp ona göre ayarlamalar yapılabiliyor, ki bu da bence çok güzel bir özellik. Ve PES'te olmasını en çok istediğim özelliklerden biri de oyuncunun genel güç durumunun yanında anlık güç durumu, şöyle ki eğer bir oyuncuyu sahanın bir ucundan diğerine dakika depara kaldırınca oyuncunun anlık güç durumu azalıp koşamamaya başlıyor kısaca nefesi kesiliyor böylece dinlenmek için deparı kesmek zorunda kalıyor insan, maçta süre ilerleyip genel gücü azalınca anlık güç durumu da daha çabuk bitmeye başlıyor. bu da oyunu çok daha gerçekçi kılan özelliklerden biri.

Sonuç olarak ikisi de insana çok güzel olmuş ama FIFA 2010 bana daha çok zevk verdi açıkcası. Şu da varki daha zor olan FIFA 2010 oynayınca PES 2010 insana daha kolay geliyor. Bu sene FIFA 2010 kazanır, Konami'nin seneye FIFA 2010'dan birşeyler kapması gerek yoksa EA Sports aradaki farkı git gide açmaya başlayacak gibi duruyor. Ama ikisininde hakemleri biraz düzeltmesi gerekiyor ...
Read more
0

Türkiye'ye gene bir Dünya Şampiyon geldi!!



Kimin haberi var bundan? Herkes derbiyi konuşurken gene bir tarih yazıldığını kaç kişi biliyor ki? Sayılı... Gazete de haberi çıktı mı hayır... Neyin haberi peki sahi:

Engelsiz Aslanlar 2. kez Kıtalararası Şampiyon oldu sessiz sedasız. hem de gene namağlup... 2. kez Avrupa'da Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduktan sonra.. Bu insanlar bir haberi bile hak etmiyorlar mı? Türkiye'nin uluslararası alanda kazandığı 9 kupadan (7'sini Galatasaray getirdi) 4'ünü bu takım getirdi son 2 senede. Ama gazetelerde bugün bile kavuk giymiş Alex var ve bu insanların, Engelsiz Aslanlar'ın haberi hiçbir yerde yok.. Yazık!!!

Halbuki sporun dostluk ve kardeşlik olduğunun bize gösterildiği sadece bu spor dalı kalmıştı. Tüm Türkiye'nin kuşkusuz takdir ettiği ve belki de sempati duyduğu bir takımın bu başarısı neden hiçbir gazete de resimli olarak verilmez?



Türk sporu için öenmli bir olayı bu kadar umursamayan türk basını için sadece yazık diyebilirim...

Ve unutmadan: Helal olsun be Engelsiz Aslanlar!!! Sessiz sedasız gene Kıtalararası Şampiyon oldunuz!! Aynen devam diyecem de zaten devam ediyorsunuz!!
Read more
0

Fenerbahce 3 - Galatasaray 1

Futbol namina sahada hic bir sey yoktu. Oynayan, oynamaya calisan Galatasaray'di. Oynatmayan, oynatmak istemeyen Fenervahce ve bir hakem uclusu vardi. Macin ilk dakikasinda Baros'u sakatlayan O.C. Emre'ye sari kart gostermezsen, ofsayttan olan golu verirsen sonunda Keita cileden cikar kendi cezasini kendi kesmeye calisir. Alex'in pozisyonu penaltiysa Leo Franco'ya kirmizi kart verip Nonda'ya sari kart vermeyeceksin. Cifte standart uygulamayacaksin! Ne zaman maclara duzgun hakem verirler iste o zaman oradan galip cikariz. Bu son 10 senede her halde maclarin %80ninde eyyamci bir hakem mevcuttu, bugunde bu olay bozulmadi. Ilkyarida Arda'ya yumruk atan Cristian denen herife neden kart gosterilmedi ben bunu merak ediyorum!

Macan once cikan olaylarda hakemin kafasini yarmayi basaran, Keita'nin gozune yabanci madde atan bu taraftara ne ceza verilecek merak ediyorum, tek macta yillarin hincini alinca 5 mac seyircisiz oynamistik biz!!! Bakalim bunun sonucu nolacak? Bence sadece para cezasiyla kurtarirlar!

Son olarak Emre Belozoglu ben senin anani cok seviyorum...
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.
Read more
0

Hayatın anlamı Sarı-Kırmızı

Doğmadan belliydi benim Galatasaraylı olacağım. Sıkı Galatasaraylı bir babanın oğluyum ben. Ben doğmadan babam Fenerli anneme restini çekmiş, "Bu çocuk erkek olacak ve o Galatasaraylı olacak. Eğer bunu engelleyecek birşey yaparsan boşanma sebebi olur." diye. Önümde başka seçenek yoktu, babam başka takımı tutsaydı başka türlü olabilirdi herşey. Ama bu benim hayatımda herhalde yaptığım, benim için yapılan en büyük doğrulardan biri..

Galatasaray sevgisi o kadar içime işlemeye başlamıştı ki (babam sağolsun) çok küçük yaşlarda maçlara gitmye başladı. 5 yaşında gittiğim maçlarda bazen sıkılıp kapalının pütürlü sütunlarına sarı-kırmızı örgüyü atıp yüksekte kalmasını sağlayıp sonra zıplayıp onu alıyordum. Ama bu saçma oyunum gitti gide olmamaya başladı, futboldan anlamaya başladıkça maçları daha büyük heyecanla izlemeye başladım.



Prekazi'nin 30 metreden golünü attığı Monaco maçını bize gelen annem gibi deli Fenerli teyzem ve Galatasaraylı eniştemle izlemiştim. Babam stresten dışarı çıkmıştı ve Prekazi gol attığında evdeki herkes çıldırmıştı. Ben sevinirken yere düşmüş, eniştem eğilirken kafamı ezmişti ama benim canım hiç acımamıştı o gün ve kimsede bunun farkında değildi zaten.

4. sınıfı bitirdiğimde 1993-94 sezonunun son maçına şampiyonluk maçına gitmiştim onu hala hatırlarım. Galatasaray- Bursaspor maçı Ljun o maçta gol atmıştı, stadda gördüğüm ilk şampiyonluktu galiba o.

Ertesi sezon Anadolu Liselerine hazırlanırken ilk kez kombinem olmuştu, stres atmak için tüm maçlara gidiyordum. Galatasaray'ın şampiyonlar ligi maçları da vardı o ene ve maçtan önce dergi dağıtırlardı hep. Ve ben her maçta fazladan bir dergi bulup bu blogta da yazı yazacak olan benim gibi fanatikten öte Galatasaraylı en yakın ilkokul arkadaşıma götürürdüm fazlasını. Sadece Arif'in golüyle ilk galibiyetimizi aldığımız Barcelona maçında bulamamıştım fazla dergiyi, kendiminkini de zar zor bulmuştum, herkes dergilerini alıp saklamıştı herhalde. O sezondan beri babamla her sene kombinemizi alıp maçlara gittik, 15 sene bitmiş dile kolay, 16.sezonumuzdayız.



İçimdeki Galatasaray sevgisi ve babamında orada okumuş olması sayesinde Anadolu Lisesi sınavlarında tek bir hedefim vardı: Galatasaray Lisesi... İstanbul Erkek Lisesi'nin o dönem dershanesi çok meşhurdu ve iyiydi, haliyle ben de ona gidiyordum.. İlk derste sınıfa giren hoca hepiniz burayı mı kazanmak istiyorsunuz diye sorunca tüm sınıfın evetine tek başıma hayır demiştim. Hoca şok içinde gözlerini açıp sen nereye girmek istiyorsun dediğinde, kendimden emin Galatasaray Lisesi'ne girecem ben dedim.. Ve dediğimi de yaptım.. Bu hayatımda yaptığım en büyük doğruydu işte... Zaten her büyük doğrularımın içinde mutlaka bir yerden sarı-kırmızı birşey çıkıyor...

Lise hayatım boyunca Galatasaray gerçekten ne kadar büyük olduğunu daha da büyük bir sevgiyle bağlanarak gördüm. Galatasaraylılık denen kavramı ocağında öğrendim, şu anda isteseler onlar için öleceğim, istesem onlarında benim için aynı şeyi yapacağını bildiğim kardeşlerimi orada tanıdım. İçlerinde Fenerlisi de var Beşiktaşlısı da.



Kendimi bildim bileli bu takım, bu camia bana sayısız sevinç mutluluk yaşattı, en kötü anımda bu camianın bana kattığı insanlar yanımdaydı. bol şampiyonluklar gördüm: 16 dakika beklediğimiz, antrenörsüz şampiyon olduğumuz, 4 sene üst üste olanlar, 3. yıldıı taktığımız, Süper Kupa şampiyonluğu ve kim ne derse kesin en önemlisi, giderek hayatımdaki en büyük doğrulardan biri olan UEFA Kupası şampiyonluğu ve daha niceleri...

Bugünki maçtan sonra sonuç ne olursa olsun bu sevgim değişmeyecek, ne artacak ne azalacak. Ben Galatasaray'ı Fenerbahçe'yi yensin diye sevmedim zaten, ben bu renkleri gözüm kapalı ölümüne sevdim. Ve bu klüpten öğrendiğim birşey varsa o da önemli olan Türkiye'de ve ondan da ötesi Avrupa'da şampiyonluk kazanmaktır.

Ama rakibimiz için durum böyle değil her ne kadar kazanılamayan şampiyonluklardan sonra İslam Çupi'nin güzel sözünü kullansalarda onlar için önemli olan Galatasaray'ı yenmektir. Bu yüzden 9 senedir kazanamadığımız onlar için bu kadar önemli, o yüzden Fenerbahçe rekorları diye birşey var. Kendilerini biraz avutsunlar diye. Çünkü onlara göre fi tarihinde aldı Galatasaray UEFA Kupasını. Aldık kardeşim işte, o kupanın üstünde hala Türkiye'nin bayrağı ve Galatasaray'ın ismi var mı? Var.. Sana göre fi tarihinde tesadüfen kazanılmış o şampiyonluk Türk futbol tarihinin en büyük başarısı var mı ötesi? Yok..

Sonuçta bu akşam yensekte yenilsekte ben aynı sevgimle aynı deliliğimle Galatasaraylı olacağım. Yenersek mutlu, yenilirsek üzüleceğim.. Ama bu mutluluk ve üzüntü, tüm sezonu etkilemeyecek bilemedin 1 hafta sonra biter bunun etkisi tüm Galatasaraylılarda bu iş bu kadar basit...

Zaten ne diyoruz: BİZE HER SEVDADAN GERİYE KALAN SADECE GALATASARAY!!!!
Read more
0

Sabah'ın saçmalaması



Maç saati yaklaştıkça basındaki Galatasaray düşmanı grup kendini iyice belli etmeye başladı. Üstteki resme tıklanınca açılan sayfada Sabah'ın bugünkü muhteşem haberini okuyunca güne zinde başladım ben. İçimdeki sinir ve nefret açılmamı sağladı ama güne küfrederek başlamak kötü onu belirteyim. Rijkaard'ın rövanş maçıymış bu maç. Niye? Daum'dan önce Rijkaard'la anlaşılmışta sonra dan bu sözleşmeyi iptal etmişler.

Bu güzide basın organımıza -ki Sabah bugün itibariyle bu uydurma haberle organ olarak kıç bölgesini temsil ediyor- Rijkaard'ın geldiği ilk günkü röportajından cevabı kendi sitelerinden verelim:

Hollandalı Teknik Direktör Frank Rijkaard'ın menejeri Perry Overeem ise, bir soru üzerine, Türkiye'de Galatasaray dışında hiç bir kulüple görüşmediklerini, daha önce isimleri geçen Fenerbahçe ile de görüşmediklerini söyledi.

Perry Overeem, Fenerbahçe'den bir teklif gelmediğini de belirtirken Türkiye ve transferlerle ilgili bir soru üzerine ise, ''Türkiye'yi tanımayanlar olumsuz düşünüyor. Türkiye'de İstanbul'da çok önemli ve güzel bir ülke ve şehir. Transfer konusunda bir çalışmamız olmadı. Çünkü Rijkaard'ın transferi çok ani gelişti. Bu görüşmeler nedeniyle transfer konusu gündeme gelmedi. Ancak bundan sonra yoğun bir çalışma bizi bekliyor. Biz bugün Hollanda'ya dönüyoruz, önümüzdeki hafta içinde tekrar Türkiye'ye dönerek transfer çalışmalarına başlayacağız.'' dedi.


Bu yapılan ayıp hem de çok büyük ayıp!!!
Read more
0

Hürriyet'in saçmalaması



Sabri'nin eyvallah demesi... Sabri'ye denecek laf yokken tüm şimşekleri bu oyuncunun üste çekip derbi maçında Sabri'nin üstene oynatıp onu agresifleştirmeye çalıştırmaktan öte birşey değildir bu üstteki resme tıklanınca açılan haber. Bugünkü gazetede yarım sayfa olarak haberi yapılmıştı üstüne üstlük. Sabri oyundan çıkarken kendini alkışlayan taraftara eğlip teşekkür etmiştir bundan öte birşey değil. Herşeye at gözlükleriyle bakın ve hiç bir şeyi olumlu görmeyin. Galatasaray'ı nasıl yaralayabiliriz diye düşünürken kendinize yazık ediyosunuz, bu kadar zorlamayın bazı şeyleri artık..

Sabri'nin bu haberlere, maçta gelecek küfürlere kulağını tıkaması lazım, ne kadar değiştiği asıl pazar günü göreceğiz.
Read more
0

Galatasaray 4 - Dinamo Bükreş 1



Ne yalan söyleyeyim maça gittiğim de aklım bu maçtan çok Pazar günkü maçtaydı. Rijkaard'a derbiyi düşünmüş olacak ilk 11de Hakan Balta, Baros, Arda ve Gökhan Zan yoktu. Yerlerine Caner, Nonda, Elano ve Mehmet Topal oynadı.

Golü bulana kadar pas çevirip pozisyona girmeye çalıştı Galatasaray kapanan rakibi karşısında, kalesinde pozisyon vermedi ilk dakikada gelişen atak dışında. Rakibini paslarla bunaltıp hata yapmaya zorladı, golü ne olursa olsun atacağının sinyalini verdi rakibine. Ama sanki biraz uzun sürdü golün gelmesi, 32. dakikada Kewell'in vuran olmazsa belki kaleyi tutsun gol olur ortasına Servet kaleciyi şaşırtan vurma feykiyle gole büyük katkı sağladı. Golden sonra Dinamo Bükreş defansı bırakıp saldırsam mı acaba dedi ama Galatasaray konsantrasyonundan birşey kaybetmeden oynamaya devam etti. 1. golle 2. gol arasında Galatasaray pozisyon bulmaya devam etti dağılmaya başlayan rakibi karşısında.



Sabri'nin Keita'dan öğrendiği birkaç hareket var, maç içinde bunları gördük biraz. En önemlisi çizgiye inermiş gibi yapıp içeri kat etmek ve arkadan gelen oyuncunun önünü açmak. 2. gol işte Sabri'nin bu öğrendiğini uygulamasıyla geldi. Keita'yı çok iyi kaçırdı Sabri, Keita'da öldürücü yere ortasını yaptı kaleci ve defans ön direktekilere odaklanmışken Keita gerilerden gelen Nonda'yı gördü, Anakonda ise maçı bitti sayan golü getirdi takıma.

İlk yarı 2-0 ile bittikten sonra 2. yarı bir nevi 3-0 başladı. Keita, ki kendisi Galatasaray'ın futboldaki hilesi gibi birşey top ne zaman ona gelse tehlike oluyor, muhteşem bir ortayla Nonda'ya 2. golü attırdı, Nonda topa değemeseydi arkada Kewell boşta topu bekliyordu. Bu golde Keita kadar önemli bir payada Mustafa Sarp sahip, topu orta alandan iyi getirip Keita'nın önüne güzel bir şekilde açtı ve ardından ön direğe koşup rakibi kendi üstüne çekti.

55. dakikada Keita yerini Aydın'a bırakınca herhalde başka gol atamayız iyice rölantiye alırlar artık oyunu diyordum. Ama Aydın kendi becerisiyle penaltıyı yarattı. Penaltı atışından önce Nonda ve Kewell kim atsın tartışması yapıyordu, Elano gidip ben atasam olur mu tarzı sorusuyla bu tartışmayı bitirdi ve penaltıyı, az daha kaleci kurtarıyordu, gole çevirdi.



Bu dakikadan itibaren takım oyunu iyice cıvıtmaya başladı. Golü yiyeceğimiz çok belliydi zaetn ve neyseki 1 tane yediğimizle kaldık. Bu cıvımanın boyutları o kadar büyükki kendi cezasahan içinde kalecinle defans oyuncuların rakiple 3-2 pas yapabiliyor, topu uzaklaştırma zahmetinde bulunmadan, kaptırsalar maç 4-2 olacak bir anda. Bunlara gerek yok, oyunumuza rölantide devam etsek belki 5-6 olacaktı ama rölantide oynamayı beceremiyoruz ya oynuyoruz ya da oynamıyoruz bunun bir arasını bulmak lazım.

Sabri ve Ayhan pazar günü derbide oynayacağından Uğur ve Barış'la değişti. Ayhan-Barış değişikliğinde kaptanlık pazu bandı Uğur'un kolunda kalınca gol atmış kadar sevindim, çok yakışıyor bu çocuğa kaptanlık o talihsiz sakatlığı geçirmeseydi belki de asıl kaptan o olacaktı.

Barış'ın son dakika şutundan sonra yedek kulübesinin yaptığı makara görülmeye değer ve başrolde ise Arda yok bu makarada, Keita başı çekiyor. Barış'ı ayakta alkışlamaya kalkarken yan gözle Rijkaard'ı süzmesi işin başka bir boyutu ..



Yeri gelmişken değineyim, bu maç Elano'nun en iyi oynadığı maçtı. Topu 50 metrelik mesafelere nokta atışıyla yolladı, rakip defansın ayarını bozdu. Çok koştu ve mücadele etti. Takıma uyum sorununu tamamen aşmak üzere ve artık milli maçlarda kalmadığına göre 2-3 maç sonra asıl Elano'yu sahalarda görmeye başlayacağız. O kadar güzel düşünüyor ve o kadar güzel öldürücü paslar atıyorki takdir etmemek mümkün değil. Maç 0-0ken Keita'ya muhteşem bir pas attı, Keita topu oraya atacağını düşünmemişti ve topu rakibe kaptırdık. Ama o pas Keita'nın da o kadar hoşuna gittiki 30 saniye boyunca sen var ya sen dercesine parmağıyla Elano'yu işaret edip gülüyordu.

Caner ise takıma yavaş yavaş alıştığını gösterdi bize, Hakan Balta'dan çok daha hızlı ve hücumda çok daha etkili. Biraz daha takıma ısınınca Hakan Balta artık stoper oynamaya başlayabilir bu takımda.



Ve son söz Sabri hakkında. Kendisiyle durmadan dalga geçen biriyim ve bu takımdan gitmesi gerektiğini düşünüyorDUM. Son maçlarda gösterdiği gelişme inanılmaz boyutlara ulaştı. Artık orta bile yapabiliyor, gereksiz şut çekmiyor, topu şişirmiyor ve en önemlisi ne hakemle ne de rakiple dalaşıyor. Bunda Keita'yla gösterdiği uyum ve antrenörünün Rijkaard olmasının payı çok yüksek. Ve ilk defa gol atmadığı bir maçta oyundan çıkarken tüm stat tarafından (ben dahil) ayakta alkışlandı. Aynen böyle Sabri bizi utandırmaya devam et ama maçta artık kimseye yüklenip rahatlayamıyorum olmadı bu...
Read more
0

Derbiye en tarafsız hakem!!!



Bu mudur yapabileceğiniz en büyük atama? Geçen sene kupa finalinde Bünyamin Gezer'in Fenerbahçe'ye verdiği Guiza'nın bile şaşırdığı beleş penaltı hala akıllarda. Üstüne üstlük bu senenin ilk maçında oyundan çıkan Arda'ya kalenin arkasından çıkıp soyunma odasına direk söyleyip yeni bir kural yaratıp bunu takmayan Arda'ya sarı kartını gösterdiği de hala akıllarda. Bu mudur bu maçın hakemi? Lugano'nun kırmızı kart görmeyeci artık kesinleşti...

Son derbilerde en iyi en hatasız yönetimi Cüneyt Çakır göstermişti bana göre Gökhan Gönül'ü attığı o kupa finalinde. Gökhan'ı haksız yere attı diyenler olacaktır ama olayın aslını hakem gibi taraftarlar gibi herkes gördü, bunu itiraf edin kendinize artık: Top toplayıcıdan ıslarla yedek topu isteyen Gökhan Gönül'ün bu istediğine durmadan saha içindeki topu gösterip atmayan top toplayıcının sonunda topu attığı anda Gökhan'ın eğilip topun oyun alınına girmesini sağlaması hakemi aldatıp zamandan çalmak değil midir? Ben söyleyeyim en kralıdır, sarı kartın varsa bu 2. sarı karttan kırmızı gerektirir. Ee Cüneyt Çakır doğru karar verdi diye, asılmadı mı? Asıldı.. Fenerbahçe maçlarına verilmiyor artık... Bu mu tarafsız federasyon?

Eyyamcı bir hakemin verildiği bu derbide, hakemi de yeneceğiz!! Bünyamin geçen seneki kupa maçında olduğu gibi gönül rahatlığıyla saçma sapan penaltı verebilir artık...
Read more
0

Zafer Çocukları



Bu hafta sinemalara Zafer Çocukları diye bir film geldi. Konusu belki değişik gelmeyebilir: Bağımsızlıklarını kazanmaya çalışan Macarlar ve Macarların yenilmez diye tabir edilen Sutopu milli takımı. Sutopu yerine futbol konulsa klasik bir bağımsızlık ve spor filmi denebilir Pele'nin Sylvester Stallone'a oynadığı Victory gibi. Ama ben ilk defa bir spor olarak sutopunun konu alındığı bir film gördüm. Zaten Macarlar diyince benim aklıma direk sutopu takımı gelir ve onların bağımsızlık savaşıyla ilgili başka bir spor yapılsaydı büyük hata olurdu. Her insan yaptığı sporu daha çok sever, bu yüzden sutopu ben de apayrı bir yere sahip. Konuyu duyunca hemen gittim filme. Ve bence çok güzel bir film olmuş..

Macarların Sovyetlerden ayrılırken çektiklerini bize Macaristan sutopu milli takımının yıldızı Karcsi Szabó'nun gözünden anlatılmış. Szabó'nun nasıl bu bağımsızlık mücadelesine girdiği, çok sevdiği sutopu takımından ayrılmayı bu uğurda göze aldığı, daha sonra sözde bağımsızlık verilince takıma geri dönüp milli takımla Montreal olimpiyatlarına gittiği anlatılıyor filmde.



Sutopu maçlarında oyuncular hafiften amatörce oynuyorlar gibi -o zaman belki en üst seviye böyleydi bilemiyorum- bunun yanında maçlar sırasında en gerçekçi görüntüler su altında olanlar, ki bunda bence ya gerçek oyuncular kullanılarak çekilmiş ya da bir maçtan alıntı yapmışlar. Mayoların çekilmesi, tekmeleşme yumruklaşma hakem görmediği sürece (ki su altında olan bir olayı abartmadan yapınca genelde göremezler) sutopunda en doğal şeylerin başında geliyor ve bunu çok iyi yansıtmışlar.

Kısacası gidip görülmesi gereken bir film olmuş bence.
Read more